|
Cumhuriyet, Bilim Teknik sayı 128, 19 Ağustos, 1989
MARMARADA GÖZLENEN OLAĞANÜSTÜ BİR
RED-TİDE OLAYI
İLHAM
ARTÜZ
Cumhuriyet Bilim ve
Teknik ekini sürekli izleyenler Türkiye sularında gözlenen ve denizin
olağan renginin kızıla dönüşmesine yol açan red-tide olaylarını ve
nedenlerini açıkladığımızı anımsayacaklardır (1).
İçersinde bulunduğumuz yaz mevsiminde Marmara denizi çevresindeki
kıyılardan denize girenler, denizde hiçte alışık olmadıkları bir olgu
ile karşılaştılar. Denizin bir iki metrelik yüzey tabakaları,
saydam, küçücük denizanası'nı (medüz) andıran bir kütle ile dolmuştu.
Planktonik denizel canlılardan bir türe ait ve yüzenleri çok rahatsız
eden bu medüzümsü yaratıklar, balık adamlar kadar sörf yapanları da,
bordun üzerinde kaygan, yıvışık bir tabaka oluşturarak etkiliyordu.
Bu yaratıklar ele alındığında çok kısa sürede eriyip kayboluyorlar ve
geriye jölemsi yıvışık bir sıvı kalıyor, bu nedenle söz konusu
organizmanın saptanması çok güçleşiyordu.
Uzaktan bakıldığında ise, denizin belirli bölgelerinde oldukça geniş
alanlara yayılmış kırmızımsı lekeler göze çarpıyordu.
Aynı günlerde Marmara ve Boğazları Belediyeler Birliği (MBB)'nin,
Marmara denizinin karasal kökenli kaynaklardan kirlenmesini
incelemek üzere uyguladığı proje sırasında, deniz yüzeyinde gözlenen
kırmızımsı renkteki ve ilk önce Yakamoz'un yarattığı red-tide
sanılan sulardan alınan plankton örneklerinden, bunların
Ktenofor'lardan Beroe türü canlılar olduğu ortaya konabildi.
Bu tip bir red-tide (kızılsu) olayına Türkiye sularında ve belki de
Akdenizde de bu güne değin rastlanmamış oluşu konuyu başlı başına
ilginçleştiriyordu.
Marmara denizinde bazı bilimsel ve resmi çevrelerin hala kirlenmenin
günümüzdeki boyutlarını göz ardı ederek, devekuşu misali başlarını
kuma gömmelerine karşın, doğa atik davranarak, gündüzleri rengi
(red-tide)ile ve geceleri de ışıltısı (luminessans) ile alarm çanlarını
çalmakta belki de bizlere son uyarılarını yapmaktadır.
Beroe'lerin bu mevsimde oluşturdukları kütlesel çoğalmalar, kirlenmenin
tipik gelişimlerinden birisini sergilemektedir. Kirlenmenin ikinci
aşamasında, kirleticilerin etkisi ile ortadan kalkan türlerin yerini, bu
kirleticilere direnç gösterebilen bazı seçilmiş türler, kütlesel
üreme ile doldurmaktadırlar.
İşte bunlardan birisi de 1989 yaz sezonunda, Marmara denizinde
ktenoforlardan Beroe patlaması olmuştur.
Bu patlamanın nedenlerinden birisini de sudaki kalsiyum ve diğer bazı
iyonların yoğunluğundaki artışlarda aramak gerekir. Zira Beroe
larvalarının gelişmesi için başta kalsyum olmak üzere belirli iyonlara
gerek olduğu bilinmektedir.
Ktenofor'lar pelajik hayata uyum sağlamış çok yumuşak ve narin yapıda
denizel canlılardır. Tentaküllü(Tentaculata) ve tentakülsüz(Nuda)olmak
üzere iki guruba ayrılırlar.
Tentaküllü ktenofor'lardan Pleurobrachia türü Türkiye sularında, özellikle
Karadeniz ve Marmarada kış sonu ile ilkbahar döneminde yüzey su
tabakalarında oldukça bol bulunur. Bir santimetre kadar boyda ve
yumurta biçimindeki saydam gövdeden uzanan tentaküllerini fırlatarak su
içersinde hareket sağlar. Gövde üzerinde sekiz sıra halinde kirpiksi
çıkıntılar devamlı hareket ederek canlı çevresinde su sirkülasyonunu
sağlarlar. Tentakülsüz ktenofor'lardan sularımızda yaşayan ve bir kabağı
andıran Beroe türü, 50-100 mm boyunda ve beyazımsıdan pembeye kadar
değişen renkteki saydam gövdesi ile denizel pelajik ortama uymuştur.
Vücut üzerinde uzunluğuna sıralanmış tarak şeklinde uzantılar (fibriller)
bulunur. Jöle yapısındaki gövdede dallanmış iç kanallar görülebilir.
Beroe'lerin diğer bir özelliği de yumurtaları da dahil, aynen
Yakamoz'larda olduğu gibi, ışıma(Biolüminans) yeteneğine sahip
oluşlarıdır. Beroe'nin yarattığı ışık oldukça güçlü ve koyu mavi veya
yeşilimsi-mavi renktedir.
Gün ışığında kalan Beroe'ler ışıldama (Lüminesans) gösteremezler, ancak
15-30 dakika kadar karanlıkta kaldıkları takdirde ışıldama yeteneğine
tekrar kavuşabilirler. Beroe'lerde ışığın lüminesansı engellemesi iki
nedene dayanmaktadır.
1- Işığın
fotogenetik (ışık yaratan) maddeye direkt etkisi,
2- Sinirsel sistemin
etkilenmesi.
Beroe küçük planktonik organizmalar ile beslenir. Yüzerken, gövdenin bir
yanını tümüyle kaplayan ağız açıklığı öne doğrudur ve tıpkı bir kepçe
gibi avın gövde içersine süzülmesini sağlar. Bu bakımdan Beroe bir
vakum temizleyiciye benzetilebilir. Beroe'nin hücre boşlukları
(Vakuolleri) içersinde yoğunluğu çok düşük bir sıvı yeralır. Gerektiğinde
kas kontraksiyonları ile bu sıvı boşaltılarak su içersindeki dikey
hareketler ayarlanabilmektedir.
MBB projesi çerçevesinde yapılan ölçümlerde Beroe-red-tide'ının oluştuğu
su tabakalarında çok düşük pH, yani yüksek asit mikdarının bu
vakuollerden boşalan sıvıya bağlı olduğu ve bu sularda yüzenlerin
vücudundaki kaşınma ve yanmaların bundan ileri geldiği düşünülebilir.
Beroe'ler ayrıca ortakyaşam (Simbiyoz) bakımından da ilginçtirler. Bu
organizma ile birlikte yaşayan flagellat (Kamçılı) bitkisel (fito-)
planktonik bir tür organizma, pigmentli olmasına karşın klorofile
sahip olmadığından ötürü fotosentez yapamaz ve bu nedenle Beroe'nin
besin artıkları ile beslenir. Bu flagellatların ortakyaşam çerçevesinde
Beroe'ye ne sağladığı bilinmemekte, olay bazı araştırıcılar tarafından
parazitlik olarak da nitelenmektedir. Marmara Denizindeki son olayda
Beroelerdeki artışa paralel olarak bu flagellatlarda da büyük bir çoğalma
gözlenmektedir. Bu son olay da göstermektedir ki, Marmara denizinde
bilim çevrelerimizin ayak uyduramadığı hızlı ve güçlü bir değişimler
çarkı çalışmakta ve Marmara gün geçtikçe ölüme doğru
sürüklenmektedir, Bizansın son günlerindeki "Melekler dişi mi erkek mi"
tartışmasını anımsatır şekilde, Marmaranın dibine bırakılan atık pis
sular Karadenize (güldür güldür) gider mi gitmez mi tartışması
yapılmakta, Marmara denizinde yüzeysel oksijen içeriği 8 mg/l den 4
mg/l ve daha aşağı yoğunluklara düşmüşken hala "Marmarada oksijen 30
yıldır azalmıyor" iddiasında israr edilebilmekte, yüzenlerin vücut ve
gözleri yanarken Marmara henüz kirlenmemiştir ve yapılacak derin deniz
deşarjları ile hiç bir zaman kirlenmeyecektir denebilmektedir.
Bu durumda Marmaranın kurtulması için işi, enflasyonda olduğu gibi,
Allaha havale etmekten başka ne yapabiliriz onu gerçekten merak ediyorum.
|
 |
|